h1

Tuncay Güney Mossad ajanı mı?

Temmuz 16, 2008

Kanada’da hahamlık yapan Ergenekon operasyonunun ‘kilit ismi’ Tuncay Güney’in, Mossad ajanı olduğu iddia ediliyor. Mısır’ın başkenti Kahire’de devam eden bir casusluk davasında gıyabında yargılanan ve 15 yıl hapse mahkum olan ‘Tuncay Bubay’ isimli Mossad ajanının aslında Tuncay Güney olduğu öne sürülüyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin tarafından, tamamlandığı açıklanan 2455 sayfalık Ergenekon iddianamesinde ‘sanık’ veya ‘tanık’ olarak yer almayan Tuncay Güney’in, MOSSAD ajanı olduğu öne sürüldü. Bilindiği gibi Güney, ‘dolandırıcılık’ suçlamasıyla 2001 yılında polisin tarafından gözaltına alındığında, iş yerinde yapılan aramada bazı belgeler ele geçirilmiş ve bu belgeler altı yıl sonra başlatılan Ergenekon operasyonuna kaynak teşkil etmişti.

Türkiye’de devşirildi”

Voice Of America, El Cezire, The Daily Star Egypt ve Daily News Egypt gibi internet sitelerinde yayınlanan haberlere göre, olay şöyle gelişti: Mısır istihbaratı 2002 yılından beri, Muhammed Essam Günam El Attar ve onu devşiren biri İsrailli, ikisi TC – İsrail çifte vatandaşı olan üç Mossad peşindeydi. Türk ajanlar, El Attar ile, El Ezher Üniversitesi’nde öğrenci iken 2001 yılında Türkiye’ye turist vizesiyle giriş yaptığı sırada temasa geçti. İsrail istihbarat teşkilatı Mossad adına çalışan Türk vatandaşları Kemal Kosba ve Tuncay Bubay, Mısır ve Türkiye’de yaşayan Araplarla ilgili bilgi sağlaması için El Attar’ı ikna ettiler. El Attar’ı önce Ankara’ya götüren Türk ajanlar, daha sonra 2003 yılında onu Kanada’ya gönderip bu ülkenin vatandaşlığına geçirdiler ve bir bankada işe yerleştirdiler. El Attar, bankanın bilgi işlem sistemini kullanarak, Mısırlı vatandaşlarının ve diğer Araplar’ın finansal işlemleri hakkında Mossad’a bilgi sızdırıyordu. Üç yıl boyunca Kanada ve Türkiye arasında mekik dokuyan El Attar, Mısırlı diplomat ve işadamlarına ‘kadın’ bularak ilişki kuruyor ve topladığı tüm bilgileri Mossad’a aktarıyordu. El Attar’ın işsiz ve eşcinsel Arap gençlerini menfaat karşılığında kullanarak İsrail için bilgi topladığı da iddialar arasındaydı.

O bir eşcinsel ve siyonist”

Mısır Başsavcısı Hişam Bedevi önderliğinde 5 yıl süren operasyon, ailesini ziyaret etmek için ülkesine dönen El Attar’ın, 1 Ocak 2007’de Kahire’de yakalanmasıyla son buldu. Mısır medyası, İsrail hesabına çalışmakla suçladığı El Attar’ın, eşcinsel ve siyonist olduğunu ileri sürerken, 1973’te İsrail’e karşı savaşan pilot babasının oğlunu reddettiğine ilişkin haberlere de sayfalarında yer verdi. Polisteki ifadesinde, savcılığın elindeki bilgileri doğrulayan El Attar, kendisini Türkiye’de Mossad ajanı yapan kişinin ‘Daniel Levi’ olduğunu söyledi. Fakat çıkarıldığı ilk duruşmada, kendisini izleyen gazetecilere itirafının işkenceyle alındığını söyledi. Kahire Savcılığı ise bir kez daha, El Attar’a Mısır’a karşı ajanlık yaptıran kişilerin Kemal Kosba ve Tuncay Bubay adlı Türk Mossad ajanları olduğunu öne sürdü.

Mısır, ‘kırmızı bülten’ çıkardı

Mısır, El Attar’ın casusluk davasının devam ettiği günlerde, İsrail hesabına casusluk yapmakla suçladığı ikisi Türk asıllı üç İsrail vatandaşının yakalanması için İnterpol’e başvurdu. Adının açıklanmasını istemeyen bir savcılık yetkilisi Fransız haber ajansı AFP’ye, “Mısır, kayıp olan üç Mossad ajanının, aynı şebekenin daha önce ele geçirdiğimiz Mısırlı üyesi Muhammed Essam Günam el Attar ile birlikte yargılanmak üzere yakalanması için İnterpol’e resmen başvuruda bulunmuştur” diyordu. AFP’nin haberi, 6 Şubat 2007 tarihli Türk gazetelerinde de yer aldı. Kısaca Mısır, Mossad ajanı olmakla suçladığı Kemal Kosba ve Tuncay Bubay isimli iki kişinin yakalanması için ‘kırmızı bülten’ çıkardı.

İki Türk’e 15 yıl hapis cezası

Casusluk davasının 22 Nisan 2007’de görülen karar duruşmasında El Attar’ın avukatı İbrahim el-Basyuni,  müvekkilinin baskı ve işkence altında suçlamaladı kabul ettiğini bir kez daha tekrarladı. Ancak mahkeme, Muhammed El Attar’ın 15 yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi. Öte yandan, El Attar’a yardım ettikleri öne sürülen ve Mısır’ın İnterpol aracılığıyla Türkiye’den istediği hem Türk, hem İsrail vatandaşı Kemal Kosba ve Tuncay Bubay da gıyaplarında yargılandı. İki Türk, ‘Mısır aleyhine casusluk yaptıkları’ gerekçesiyle 15′er yıl hapis cezasına çarptırıldı.
İsrail ise El Attar’ın kendilerine çalıştığını reddetti. Daha önce de sahte Kanada pasaportu kullanan iki Mossad ajanının Ürdün’de suikastlara karışmasının ardından Kanada hükümeti, İsrail’e nota vererek durumu protesto etmişti. Hatta El Attar’ın yakalanmasından sonra, Kanada’da yayımlanan The Gazette isimli bir gazetedeki makalede,  son 30 yıldır İsrail istihbarat örgütlerinin kendilerine sahte Kanada pasaportu yapmak gibi sağlıksız bir alışkanlıkları olduğu eleştirisine yer verildi.

Aradıkları casus Tuncay Güney”

Çok önemli bir kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre Tuncay Güney, Daniel Levi ve Tuncay Bubay kimliklerini kullanıyor. Bize gelen bilgiler ve eldeki bulgular birbiriyle fazlasıyla örtüşüyor. Mesela, 2001’de Tuncay Güney’in evinde yapılan aramada çok sayıda sahte kimlik bulunduğu zaten biliniyor. El Attar’ın 2001’de İstanbul’a gelmesi ve Tuncay’ın o tarihten sonra ortadan kaybolması, her ikisinin de eşcinsel olması, Kanada’da yaşamaları ve sahte isimdeki benzerlik ilginç detaylar. Daha da ilginci, Sabah gazetesine verdiği röportajda, Tuncay Güney’in Kanada’da çok sıkı şekilde korunduğu belirtiliyordu. Haham maaşıyla iki korumanın masrafını karşılaması imkansız. Kahire’deki mahkemeden ya da Interpol’den alınacak bir bilgi, bu iddia ile ilgili kuşkuları da ortadan kaldıracaktır.

h1

HİLMİ ÖZKÖK “SİLAH ARKADAŞLARINI CEZA VARSA CEZAYI ÇEKME İNSANI RAHATLATIR”

Temmuz 16, 2008

Başında halâ o çuval

İşte size Temmuz 2008 Türkiye’den iki fotoğraf: Birinde 2004 yılında Süleymaniye’de Amerikalılar Türk subaylarının başına çuval geçirirken Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Hilmi Özkök Çankaya’da Abdullah Gül’le görüşürken. Diğerinde de 2004’teki çuval olayından sonra ABD’deki randevularını iptal ederek Türkiye’ye dönen E. Org. Hurşit Tolon TEM polisleri tarafından gözaltına alınırken…

Birinci fotoğraftaki E. Org. Hilmi Özkök Çankaya’ya çıkarken 2003—2004 yıllarında darbe girişimlerinde bulunduğu iddia edilen silah arkadaşları için “ceza varsa, cezayı çekmek de insanı rahatlatır” (Milliyet, 9 Temmuz 200 8) diyordu. Ikinci fotoğraftaki E. Org. Hurşit Tolon ise Hilmi Özkök’lerin Özden Örneklerin ihbarı üzerine cezasını çekmek üzere F tipi cezaevine götürülüyordu.

2004’te başına çuval geçirilen komutan hl o çuvalla işlem görüyor. ABD’nin 2004’te Türk Ordusu’nun başına çuval geçirme operasyonunda o vardı. 2008 de ABD’nin vatansever Türk generallerini hapsetme operasyonunda yine o var! Ve bugün sadece Türk ordusunun değil tüm Türkiye’nin başına çuval geçirmek için, milletin büyük çoğunluğunun tanımadığı Çankaya’da- ki şahsı devreye sokmaya çalışıyor.

Bu iki fotoğrafa dikkatli bakalım… Birincisinde, yeminini çiğnemiş dolayısıyla hiçbir zaman komutan olamamış, ihbarın vefasızlığın, sadakatsizliğin çukurunda küçüldükçe küçülmüş, en sonunda km ve intikam duygularında kaybolmuş bir görüntüden söz ediyoruz. ikincisinde Türk subayının Amerikan yargısının infazıyla büyüyen vakarını izliyoruz.

Hayır, ABD’nin kışkırttığı PKK terörüyle dağlarda savaşmış, Türk subayının başına çuval geçirilmesine isyan etmiş, vatanını sevmekten başka suçu olmayan, başkaları gibi Çalık Holdingle ortaklıkları, Tayyip’lerle tuhaf bağlantıları bulunmayan Türk generallerinin F tipi cezaevlerinde hapsedilmesi Türk adaleti olamaz! Tıpkı hayatı ABD’nin baskı ve dayatmalarıyla darbeleriyle mücadele ile geçmiş İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçekin, Nusret Senem’in, Ferit İlsever’in, Emin Gürses’in ve diğerlerinin hapsedilmesinin de Türk yargısıyla hiçbir ilgisinin olmadığı gibi…

İşte bu ikinci kareye üçüncü karedeki E. Tuğg. Servet Cömert isyan ediyor. Emekli generallerin gözaltına alınması sırasında Terörle Mücadele Şubesi önünde haykırıyor: “İçerdeki arkadaşlarımızın suçu Harp Okulu’nda ettikleri yemine sadakattir”. İşte bu kadar.

Türkiye bugün vatanı, milleti savunma yeminine sadakatle, bu yemine ihanet arasındaki ikilemi yaşıyor.

İhanetin kazandığı görülmedi. - Bugün de vatanseverlik kazanacak. Türkiye ve Türk milleti kazanacak! Biz kazanacağız

TÜRKiYE KAZANACAK!

Türkiye’nin kazanacağının Harp Akademileri’nde son toplantıda çekilen fotoğraftır. Bu fotoğrafta Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ve KKK Org. İlker Başbuğ, E. Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Org. Hakkı Karadayı ile birlikte görülmektedir.

Burada Hilmi Özkök yoktur. Türk Ordusu’nun komutanları arasında Hilmi Özkök bulunmamaktadır. Çünkü o ABD ile 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma yapmış Abdullah Güllerle, Fethullah Gülenlerle aynı cephede yer almaktadır. İşte şimdi bu cephede Türk Ordusu’na karşı düzenlenen tertibin de başında bulunmaktadır.

Harp Akademisindeki fotoğraf güzel bir adım. Ama ilk adım.

Ülkemiz, KKK Başkanı Org. İlker Başbuğ’un geçen hafta söylediği gibi, “Büyük sıkıntıda”. Biliyoruz. Her büyük yenilik böyle büyük sıkıntılardan doğuyor. Türk Ordusu vatanımızı milletimizi daha güçlü daha kararlı savunmak için bir ÖZELEŞTIRİ noktasına gelmiştir. TSK bundan böyle ABD ve NATO’ya bağlılık yemini etmiş isimlerin yönetimine bırakılamaz. Türk Ordusu’nda bundan sonra Hilmi Özkökler, Özden Örnekler komutanlık yapamaz. Türk ordusu bir özeleştiriyle başına geçirilmek istenen çuvalın son izlerini de silip atacaktır.

Birinci Dünya Savaşı’nda da, Kurtuluş Savaşı’nda da böyle oldu. Türk Ordusu hep kendi içinde gerçekleştirdiği yenilikten sonra en ileri adımlarla önderlik etti ve büyük başarılar kazandı.

DURUN, YALAN!

Gelelim geçen hafta yazdığımız sözlere… E. Org. Hilmi Ozkök, Fethullah’çı Gladyo’nun bir yıldır darbe suçlamasıyla TSK’yı ve onun komutanlarını yıpratmasına sessiz kalarak bu kampanyaya destek oldu. Gladyo, ABD’nin talimatıyla Türk generallerini tutuklarken de Özkök, Fikret Bila’ya generalleri adeta ihbar ediyordu. “Darbe girişimi var da demem yok da demem. Ceza da varsa cezayı çekmek de insanı rahatlatır.” (Milliyet 9 Temmuz 2008). Hilmi Özkök anayasal kurumlar arasındaki nüfuz kavgasına da dikkat çekiyordu. Bu da Türk Ordusundan gelen “müdahalelerin” değişik sözcülerle ihbar edilmesi oluyordu.

Aynı günlerde : Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek ise kendisine ait olduğu söylenen günlüklerle bir yıldır orgeneral arkadaşları karalanırken ve bugün tutuklanırken, “Durun, yalandır” diye gürlemiyordu.

Yalan” olduğunu kendi söylüyor kendi dinliyor. Fatih Altaylı’nın ortaya çıkardığı Özden Örnek’in Tayyip ilişkileri ise Amiral’in konumunu ve bundan kaynaklanan zaafını ortaya koyuyordu.

***

ATATÜRK’ÜN VERDİĞİ GÖREV ÖLÜNCEYE KADAR DEVAM EDECEKTİR.

İşçi Partisi Merkez Yürütme Kurulu üyesi Emekli general Servet Cömert ve emekli subaylar, Istanbul Emniyet Müdürlüğü önünde Orgeneral Şener Eruygur ve Orgeneral Hurşit Tolanla dayanışma eylemi yaptılar (4 Temmuz 2008). Eruygur ve Tolon o sırada Emniyet’te sorgulanıyordu. E. Gen. Servet Cömert eylemde şu açıklamayı yaptı: Komutanlarımız Harp Okulu’nda ettikleri yemine bağlı kaldıkları için gözaltına alındılar. Nasıl Atatürk’ün adı okunduğu sırada hep birlikte Burada diyorsak, şimdi de arkadaşlarımız için buradayız. Bizler Atatürk’ün emirlerini yerine getiriyoruz. Bu emir bize vatana ve millete hizmet görevi yüklemiştir. Ve ölünceye kadar bu görev devam edecektir.

Aydınlık • 13 TEMMUZ 2008

h1

Yalçın Küçük “paşalar operasyonu” değerlendirdi.

Temmuz 15, 2008

Ergenekon soruşturması kapsamında yürütülen Paşalar Operasyonu’nun yankıları hem medyada hem de tüm kamuoyunda yankılanmaya devam ediyor.

Tüm Türkiye’nin gözü kulağı soruşturmadan çıkabilecek yeni gelişmelere çevrilmişken, bir yandan gözaltılar sonrası ele geçirilen bilgi ve belgeler tartışılıyor, bir yandan ise sorguda verilen ifadelerden yola çıkılarak yeni isimler üzerinde konuşuluyor.

Odatv.com olarak, Paşalar Operasyonu’nun kodlarıyla ilgili Prof. Dr. Yalçın Küçük’le konuştuk.

Yalçın Küçük Odatv.com’a verdiği röportajda çok konuşulacak, gündeme damgasını vuracak açıklamalarda bulundu.

İşte Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün gözünden Paşalar Operasyonu’nun perde arkası…

İlker Paşa hazretleri, o günkü görüşmede bunun asla söz konusu olmadığını söylemiştir ki, paşamıza güvenmek durumundayız. Ki Paşamız son derece kibar ifade ettiler. Bu görüşü ortaya atanların bir kısmı bizi seviyorlar, bizi yıpratmak istemiyorlar diye bir düzeltme de koydu. İlker Paşa hazretlerinin söylediği söze güveniyorum, güvenmek durumundayım.

Ancak yıllardır Türkiye’yi izleyen, yaşayan, 27 Mayıs’ı yaptığını iddia eden bir öğrenci lideri olarak, bütün cuntaları bilen, bir insan olarak, orduyu bilen, orduyu önemseyen bir insan olarak burada iki şıkla karşı karşıyayız. Demek ki, başka bir mekanizmayla TSK’ ya bilgi verilmiştir. Benim ve diğer arkadaşlarımın yapmış olduğu tahmin, 24 Haziran görüşmesinde, bunların ele alındığı tahmini doğru değildir ama başka bir kanal var. Genel Kurmay’a bilgi verilmiş olmalıdır. Şıklardan bir tanesi budur.

İkinci şık ise, verilmem halidir. Bu ise bu bilginin verilip de yüksek komutanlığın bu kadar geniş bir izin vermesi ihtimalinden çok çok çok daha vahimdir. Bana hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin işleyiş kurallarını Türk ordusunun kendi kurallarını ve disiplinini öğretmesin. Eğer çok değerli iki büyük komutan askeri mahallerden gözaltına alınıyorsa ve bundan da sadece Merkez Komutanlığı’na bir başvuruyla yüksek komutanlık haber alıyorsa vah vah vah halimize! Bizim halkımızın deyimiyle; ‘ölmüşüz de haberimiz yokmuş.’

Bunları kabul etmemiz mümkün değildir. Yasalar çok açıktır. Ben daha fazla ileriye gitmek istemiyorum. Vah, vah, vah! Ne oluyor? Bu paşaların Şener paşa ile Hurşit paşanın, haklarında hiçbir kötü rivayet olmaması mı? Şener Paşa ile Hurşit Paşa’nın günahları, bir holdinge gidip de Ahmet Çalık’ın veya Ahmet Çalık’ın CEO’su Berat Albayrak’ın önünde memur olarak çalışmadıkları için mi bunlar gözaltına alındı? İki tane yüksek Paşamız, ne Fenerbahçe Orduevi’nin arkasında iyi korunmuş bir yerde bu dünyadan ayrılacakları zamanı beklediler? Ne de Çalık’ın, enerji holdinglerinin, silah tacirlerinin kapısını beklediler.

İki tane yüksek paşamız, kendi birikimleri, kendi dünya görüşleri ölçüsünde Türkiye’nin bugünkü durumuna müdahale etmek istediler. Ve eğer birileri bundan dolayı bu yüksek paşaları gönül rahatlığıyla polis hücrelerine veya eski DGM, orası eski DGM’dir. Yine bir parantez açıyorum, var mı matbuat bu memlekette? Gazetecilik var mı? Neden oranın adı değiştirilmiş DGM olduğunu, benden başka kimse söylemiyor? Adı değiştirilmiş DGM’dir. Bütün yetkileri aynıdır.

Bu bir iç savaştır, bu bir Cumhuriyet’in niteliğini değiştirmedir. Amerika’sı, İsrail’i, Kudüs’ü, Washington’u ve özellikle Brüksel’i, özellikle bazı sarıksız yobazlar orduya müdahale edilmesini tavsiye ediyorlardı. 1923’te kurulan bu Cumhuriyet’in bir İslam Cumhuriyet’ine çevrilmesinde tek engel kalmıştır; ordudur. Bunun değiştirilmesi operasyonudur. Ve nitekim çok sevindirici olan bütün bu musibette kötü işlerde çok sevindirici olan Cumhuriyet Gazetesi, Cumhuriyet Halk Partisi ve pek çok yargı mensubu, yüksek yargı, artık bir tek dil kullanmaktadır. Bu Cumhuriyet’e yönelik bir harekettir.

Bunun ötesinde iki ayrıntıyı daha tespit edebiliyoruz. Bunlardan bir tanesi, bu operasyon başladığı zaman Veli Paşa ve arkadaşlarının alınmasını sosyolojik olarak, politik olarak baktığımızda, İstatistik olarak baktığımızda, bilimsel açıdan baktığımızda MHP muhalefetinin susturulması olarak anlarız. Bunlar dünya görüşleri itibarıyla MHP’li idiler, ancak bugünkü MHP’nin Türkiye’nin bölünmesi karşısında ve bölmeye çalışan faktörler karşısında hassas olmadığını düşünerek kendi yerlerinde bir muhalefet ediyorlardı. İlk toplananlardan bunu çıkartıyoruz.

Daha sonra buna Doğu Perinçek arkadaşlarını katmaları bunu değiştirmiyor. Bugünkü toplamada artık büyük gazetelerin ne sorgu ne sorgu dedikleri toplamada, AKP ve özellikle Tayyip Erdoğan muhaliflerini silahsızlandırma, bir süre için uzaklaştırma. Bir Turhan Çömez’in, Tayyip Erdoğan’ın özel kalem müdürlüğünü yapmış ve onun seçtiği bir listeyle milletvekilliği yapmış ve milletvekilliğinden ayrılalı daha bir yıl olmamış kimse eğer aranıyorsa bunu Tayyip Erdoğan’ın çok kızdığı bir insan olarak görürüz.

Eğer Hüsamettin Cindoruk hocamın çok güzel bir şekilde söylediği gibi, her konuşmayı şakayla yapan, benim de dostluğum vardır Sinan Aygün’le, gelirken şaka yapar, ayrılırken şaka yapar. Masamızdan ayrılırken bana hocam, ben gidiyorum, bak ben gittikten sonra benim de Sabetayist olduğumu söylemeyeceksin he, diye şaka yapar. Bunu, Hüsamettin Cindoruk hocam çok iyi söyledi. Ama bir özelliği vardır, Sinan Aygün’ün dostu olduğum için biliyorum. Tayyip Erdoğan’ın bir bakanlık vaat ederek partiyi kurduğu zaman seçime girerken Sinan Aygün’e ne kadar rica ettiğini biliyorum. Ve Sinan bey bana söyledi.

Sabaha karşı ayrıldım dedi, karıma danışmam lazım, hayır hocam’ dedim dedi. Şimdi bu kadar sevimli, bir insanı cuntadan dolayı alıyorsanız burada hukuk bir yana, istatistik olarak, sosyolojik olarak, bilimsel olarak Tayyip Erdoğan’ın özel kızgınlığını görürüz. Nitekim Deniz Baykal da savcı Tayyip Erdoğan’dır diyor. Bu çok şaşırtıcı bir iştir ve basına intikal etmiş olan sorgulardan da anlıyoruz ki, sorgular hukuktan daha çok tamamen bir muhalefetle ilgilidir. Evet, dolayısıyla birinci toplamayı daha çok MHP muhalefetinin ikinci toplamayı da AKP muhalefeti ve Tayyip Erdoğan’a karşı olma olarak anlayabiliriz. İki büyük paşamıza yapılan budur.

Sarıksız yobazlara şunu söylemek lazım. Varsa Özden Örnek’in günlüklerini elde mi ettiler, yoksa onlara verildi mi? Birinci nokta budur. İkinci nokta bunların hiçbir hukuki değeri yoktur. Ben cuntacılığı bilirim, bunların okunmasından asla bir cuntacılık çıkmaz, hiçbir şey çıkmaz, hiçbir bağlantısı yoktur. Ancak, isim değiştirilmiş Avrupa için isim değiştirilmiş eski DGM’lerdeki yargılamalardan dolayı iki yüksek paşamız da belli bir hukuki sorumluluk yüklenmiş olursa, bundan Özden Paşa kurtulamaz. Özden Paşa’nın bunların ciddiye alınarak üzerinde hukuki bir işlem yapılır ve Özden Paşa bunun dışında tutulursa, Özden Paşa’yı muhbir durumuna sokmuş olurlar. Buna da layık olduğunu, bunu da hak ettiğini asla düşünmem. Onun için bu mesele bunu yapanların taşıyabileceği bir noktadan çok daha ileriye gelmiştir. Doğu Perinçek’in söylediği intihar sözü, süjesini tartışmadan, kimin intihar ettiğini tartışmadan doğrudur.

Bu bir ülkeyi sadece değil, böyle soruşturmalarla, ben niye şaşırıyorum? 100 bin soruşturmadan geçtim, tabiatım budur. Uğur Mumcu benim için, o kadar çok gözaltına alındım, o kadar hücreye kondum ki, Yalçın Küçük’ün haftalık görüşmesi derdi. Buna hiçbir DGM savcısı, hiçbir askeri savcı, bu kadar özel, bu kadar hukuk dışı yollardan elde edilmiş disket ve kasetlere dayanarak bana sorular sormadılar. İnsana her şey sorulabilir ama bir davayla, bir isnatla, bir yüklenmeyle ilgisi olan sorular olabilir. Bir Ankara Temsilcisi’nin bir büyükelçi ile yemek yemesi sorulamaz. Hukuk dışıdır bunlar, hukuk dışıdır, hukuk bitmiştir. Bunlar ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla bu adımların, Türkiye’yi çökertmek isteyenlerin maksadına çok ters etki yapacağından kuşku duymuyorum. Ak bacak, kara bacak ayrılmıştır artık. Başka türlüdür bu. Artık öyle bir ülkedeyiz ki, ne zaman, hangimizin, hangi şartlarda gözaltına alacağını bilemeyiz. Bunun anlamı şudur; herkes her sabah, her gece gözaltına alınabilir. Gece almak da, önceden cezalandırmanın bir şeklidir. Biz bunları biliriz. Ha, bu operasyondan dolayı yeni insanları beklemem. Ama Tayyip Erdoğan’ın muhaliflerinin hepsi hapishaneye konmamıştır. Dolayısıyla bunları bekleyeceğiz, bunları bekleyeceğiz.

Artık Türkiye’de, Türkiye’nin İslam devleti haline getirilmesine muhalefet etme her an evinizdeki bütün yazı makinelerinizle birlikte gözaltına götürülmeyi kabul etmemiz anlamındadır. Dolayısıyla, daha net bir şekilde söyleyeyim, bu iş burada hedefine ulaşmıştır. Esas itibariyle iki yüksek paşayı tutuklamak ve sanık olarak ortaya çıkartmaktı. Bununla çok övündüler sarıksız yobazlar, cahiller, bilmiyorlar, olur bunlar. Bunlar olur, ama bu davadan dolayı beklemiyorum fakat MHP ve AKP, Devlet Bahçeli ve Tayyip Erdoğan muhaliflerinin gözaltına alınması ve mümkün olursa tutuklanması yolunun henüz sonuna gelinmemiştir. Devlet Bahçeli’nin de bu kadar AKP destekçiliğinden elde ettiği kazançlardan bir tanesi budur.

Yabancıların deyimiyle bu operasyonlar dolayısıyla Devlet Bahçeli’nin kestanelerinin de bir kısmı ateşten alınmaktadır, bu da vardır. Bu mülakattan sonra Türkiye’nin büyük gazetecileri, büyük basını utansınlar. Bunlara hiçbir bilgi vermiyorlar, utansınlar. Ya beni yalanlasınlar. Necdet Timur türbanlı birisine plaket ve diploma verdiği zaman eski 1. Ordu Komutanı dedikleri zaman, ya öyledir ya da benim söylediğim gibi acaba Çalık da memur mudur? Ona bakarsınız. İkisi arasında dağ kadar fark vardır. Eğer Çalık’ta memursanız, onu verirsiniz. Para alıyorsunuz, milyarlar alıyorsunuz her ay, verirsiniz. Alıyor mu, almıyor mu? Ben sadece ortaya atıyorum. Onun için mesele budur.

Yaşar Paşa hazretlerinin ben üniformamı çıkartıyorum demesi tarihe geçecek bir sözdür. Hiç kimse bir Genel Kurmay Başkanı’ndan silah arkadaşlarının, yüksek komutanlarının böyle muamelelerle karşılaştığı bir zamanda ‘ben üniformamı çıkartıyorum, az kaldı’ demesini gönül rahatlığıyla kabul etmemiz mümkün değildir. Yaşar Paşa hazretlerine de emekliliğinde sıhhat ve afiyet dileriz. Ama Genelkurmay Başkanlığı zamanında yaşadıkları ve yaşadıklarımızı hiçbir Genel Kurmay Başkanı’nın yaşamış olmasını istemezdim.

Temmuz, Türkiye’de birçok noktayı değiştirmektedir. Ana tahmine yeni tohumlar düşmüştür. Benim söyleyeceklerim bu kadardır. Şu anda Cumhuriyetçiler içinde ne zaman gözaltına alınacağım, hangi konuşmam karşıma çıkartılacak, hangi arkadaşıma ne söylediğimiz bize sorulacak kaygısı varsa, bu sarıksız yobazlarda da 27 Mayıs korkusu vardır. Bu korkuyu içlerinden atamayacaklardır. Hiç kimse de bu korkuyu içlerinden atmaya müsaade etmeyecektir. “

h1

Fethullah Gülen En büyük müslüman aydın!!

Temmuz 15, 2008

Foreign Policy ve Prospect dergilerinin ortak anketi sonucunda Fethullah Gülen, ‘100 düşünür listesi’nde bir numara çıktı. Guardian’a konuşan Prospect editörü ‘Fethullah Gülen’in adını ilk defa duyuyorum’ dedi

İSTANBUL - Gülen cemaati lideri Fethullah Gülen’in ‘dünyanın 100 düşünürü’ anketinde bir numara olması Guardian gazetesini şaşırttı. İngiliz gazetesi olayı “Daha önce adı pek duyulmayan İslam âlimi, dünyanın 100 düşünürü anketinde bir numara” diyerek okurlarına duyurdu. Guardian “Sonuç, bunu Gülen hareketinin başlattığı kampanyaya bağlayan organizatörleri bile şaşırttı” dedi.

İngiliz Prospect ve Amerikan Froeign Policy dergileri tarafından düzenlenen ankette ilk 10’daki ismin tamamının Müslüman olması da dikkat çekti.

Daha önce adını duymadım’

Gülen, Nobelli yazar Orhan Pamuk, Umberto Eco, Garry Kasparov, Jürgen Habermas, Slavoj Zizek gibi isimleri geride bırakarak zirveye otururken Prospect dergisinin editörü David Goohart, Guardian’a “Gülen’in adını daha öce hiç duymadığını” itiraf etti. Sonucun muhtemelen Gülen’in destekçilerinin marifeti olduğunu söyleyen Goohart, “Yine de sonuç Türkiye’deki politik trendler konusunda önemli bir işaret” diyerek Türkiye’deki laik-İslamcı  kutuplaşmasına dikkat çekti.

Guardian’a konuşan Today’s Zaman Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni Bülent Keneş ise sonuçların Gülen için başlatılan kampanyanın eseri olduğu değerlendirmesini reddetti ve “Gülen’in uluslararası diyalog ve hoşgörüyle ilgili fikirlerini benimseyen pek çok insan var” dedi.

Guardian, Gülen’i şöyle tanıttı: “60’ı aşkın kitabın yazarı Gülen, 500 bini aşkın oy alarak, ankette zafer elde etti. 67 yaşındaki Gülen, 2006 yılında, devlet düzenini yıkmaya teşebbüs etme suçlamasıyla yargılandığı davada beraat etti.”

Guardian’ın internet sitesinde Gülen’le ilgili haberin yanı sıra yayımlanan videoda Gülen’in Ufuk okullarını ziyaret eden muhabir Riazat Butt’un izlenimleri yer aldı. Videoda Butt, öğretmenlerin ne kadar şevkle eğitim verdiklerini anlatıyor, erkeklerle karma eğitimde kız öğrencileri başı açık halde eğitim alırken gösteriyor, kız öğrencilerin satranç oynadığı sahnelerin üzerinde uzun uzun duruyor. Videoda bu okulların diğerlerinden çok daha iyi olduğuyla ilgili fikir beyan edenler var. İslam eğitimi verilmediği ama değerlerinin aşılandığı söyleniyor. Okulların tam teşekküllü olması övülüyor, bunların öğrencilerinin ülkedeki diğer tüm okulların öğrencilerini geçtiği savunuluyor.

Listedeki tanıdıklar

Prospect ve Froeign Policy dergilerinin anketinde birinci sıradaki Fethullah Gülen’i yoksulların ekonomik hayata katılımını sağlayan mikro kredinin mucidi Muhammed Yunus var. Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk listede dördüncü sırada. Yine Nobel ödüllü İranlı insan hakları savunucusu Şirin Ebadi de listede 10’uncu sırada. ABD’li muhalif yazar Noam Chomsky hemen Ebadi’nin arkasında 11’inci sırada. 12’nci sıradaysa ABD Başkanlığı’na adaylığını koyup yitiren son yıllarda adını çevreci kampanyalarla duyuran Al Gore var. Satranç ustası Garry Kasparov 18, Jürgen Habermas 22, Slavoj Zizek 25, Vaclav Havel 26 ve Papa 16’ncı Benedikt ise 32’nci sırada.

(Radikal)

h1

Danıştay saldırısı ve Ergenekon bağlantısını Alparslan Aslan yalanlıyor

Temmuz 15, 2008

İddianameye Danıştay saldırısının da girmesi tertibin tutarsızlığını bir kez daha gösteriyor. Bu iki olay arasında bağlantı bulunmadığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla netleşmişti. Danıştay suikasti sırasında piyasaya sürülen ve Mahkeme tarafından olmadığı net olarak saptanan Muzaffer Tekin ve Alparslan Arslan arasındaki bağlantı iddiası yine gazete ve televizyonlara servis edildi. Oysa Muzaffer Tekin, Danıştay suikasti sonrasında gözaltına alınmış, savcılık sorgusundan sonra konuyla ilgisi olmadığı saptanarak serbest bırakılmıştı.

Tertipçiler, tertiplerini kanıtlayacak yeni malzemeler üretmeye devam ediyor. İddianame açıklandıktan sonra aynı yerden servis edildiği anlaşılan bir metin bütün gazetelerde yer aldı. Danıştay suikasti ile Ergenekon arasında bağlantı kurulma çabası tertipçileri ele verdi. Çünkü tertip Danıştay suikastinin hemen ertesinde sahnelenmek istenmiş ancak başarılamıştı. İki olay arasındaki bağlantı, Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım’ın Zekeriya Öz’e verdiği ifadeye dayandırılıyor.

Danıştay cinayeti hükümlüsü Osman Yıldırım ise sürekli ifade değiştirdi. Ankara 11′inci Ağır Ceza Mahkemesi de Danıştay saldırısının gerekçeli kararında “iki olay arasında herhangi bir bağlantı olmadığını, sanık Osman Yıldırım’ın da ifadelerine itibar edilmemesi gerektiğini” bildirmişti.  Tertipçiler, Muzaffer Tekin ile Alparslan Aslan arasında bağlantı olduğu iddiasını gündeme getirmiş ancak bu hiçbir şekilde kanıtlanamamıştı. Muzaffer Tekin, Danıştay olayı sonrasında gözaltına alınmış, Alpaslan Arslan ile ilişkisi araştırılmıştı.

İddia, Alpaslan Arslan ile Muzzafer Tekin’in olaydan önce telefonla görüşmeleri. Fakat polisin saptamasına göre olaydan 9 ay önce iki kişi arasında bir görüşme var. Konuşmanın içeriği ise olayla ilişki kurulabilecek bir mahiyet taşımıyor. Üstelik Hem Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, hem de serbest bırakılan emekli binbaşı Muzaffer Tekin’in polis ve savcılık ifadelerinde, birbirleri ile herhangi bir ilişki içinde olmadığı görülüyor.

Arslan, Savcılık ifadesinde şöyle diyor: “Bu soruşturmada adı geçen Muzaffer Tekin isimli şahıs ile tanışımlığım olmamakla bir samimiyetim de yoktur. Bu olayı ben kendim icra edip gerçekleştirdim”. Muzaffer Tekin de polis ve savcılık ifadesinde Arslan’la bire bir ilişki içinde olmadığını belirtiyor.

Tekin şunları söylüyor: “Kendisiyle yaklşık bir yıldır görüşmüyorum. Büroma 3-4 defa gelip gitmişliği olmuştur. En son telefonla ne zaman görüştüğümü hatırlamıyorum ifadem sırasında 9 ay önce görüşme yaptığımı söylediler doğrudur.”

Saldırgan Arslan’ın üstünden çıktığı iddia edilen uydurma kimlikler, sorgu sırasında maksatlı soruların yöneltilmesi tertibin başından beri yalanlar üstüne kurulduğunu ortaya çıkarıyor. Ankara’da başlayan tertip istenilen başarıya ulaşamıyor ve İstanbul’da uygun savcılar ve ortam hazırlanarak buraya taşınıyordu. Tertibin İstanbul ayağı ise, Ümraniye’de ele geçirilen 27 el bombasıyla başlatılıyordu. Operasyonların, AKP’li yöneticiler tarafından dikkatli bir biçimde izlenmesi ve Erdoğan’ın yaptığı şu açıklama tertibin arkasında kimlerin olduğunu açığa çıkarmaya yetiyor :”Ergenekon ve Danıştay saldırısı ile ilgili bağlantıları savcılara sunduk ancak savcılar bu bağlantıyı kuramıyor”..

Ulusal Kanal