Archive for Mart, 2007

h1

ATATÜRK’E HAKARET SERBEST

Mart 31, 2007

 TASARI AKP İLE MUHALEFET ARASINDA GERGİNLİK YARATTI

İnternet ortamında işlenen suçlarla mücadeleyi öngören kanun tasarısı Meclis Adalet Alt Komisyonu’ndan geçti. Tasarıda Atatürk’e hakaretin suç sayılmaması muhalefet ile hükümetin arasında gerginliğe neden oldu.

Meclis Adalet Alt Komisyonu’nda bulunan internet ortamında işlenen bazı suçlarla mücadeleyi öngören kanun tasarısına CHP’liler, Atatürk’e karşı işlenen suçlar ve Devrim Kanunları’nı eklemek istediler. Ancak AKP’liler bunu kabul etmedi.

Alt komisyonun ilk toplantısında CHP’li Feridun Ayvazoğlu, tasarıda değişiklik yapılırken, Anayasa’nın 174′ncü maddesindeki devrim kanunlarının, 5816 sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçların ve “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak” başlıklı TCK’nın 302′nci maddesinin de kapsama alınmasını talep etti. Ancak AKP’lilerin buna yanaşmaması üzerine Ayvazoğlu toplantıyı terk etti.

İkinci kez oluşturulan Adalet alt komisyonda fazla bir değişikliğe gidilmezken, işlenen suçlara yönelik cezalar yeniden düzenlendi.

Yapılan değişiklikle ticari amaçlı toplu kullanım sağlayıcıları, mahalli mülki amirden izin belgesi alacak. Bu koşulları yerine getirmeyenlere 50 bin YTL’ye kadar para cezası verilecek.
Kaynak:Ulusakkanal

h1

PERİNÇEK’İ MAHKUM EDEN YARGIÇ KİN KUSTU

Mart 31, 2007

 Soykırımın kanıtı, herkesçe kabul edilmesidir”!

Doğu Perinçek, Lozan Mahkemesi kararını açıklayınca, “Irkçı ve emperyalist bir karar” demişti. Şimdi, gerekçeli karar açıklandı. Demokrasinin beşiği kabul edilen İsviçre’nin göbeğinde alınan karar ve gerekçesi, emperyalist sistemin düştüğü durumu yansıtması bakımından çok çarpıcı.

Perinçek’in ve avukatı Moreillon’un önemle üzerinde durduğu bir konu, mahkemelerin tarih hakkında karar veremeyeceğiydi. Lozan Mahkemesi Hakimi Pierrre-Henri Winzap’ın imzasını taşıyan gerekçeli kararda, “Mahkeme de bu görüşte” diyor ama vardığı sonuç farklı: Tarihçiye ve belgeye ihtiyaç yok, “herkesçe” kabul ediliyor olması, Ermeni soykırımının kanıtıdır! Evet, gerekçeli kararda aynen şu satırlar yer alıyor:

Ermeni soykırımı uluslararası bir mahkemece tanınmış olsun veya olmasın olmasın herkesçe iyi bilinen bir vakıadır. Karşılıklı olarak taraflar en azından bir noktada; tarih yapmanın mahkemeye ait olmadığı noktasında mutabıktırlar. Mahkemenin kendisi de taraflarla aynı fikirdedir. Şu halde eğer duruşma salonuna tanıklık etmeye gelen tarihçilerin tanıklığına veya gerek müdahil tarafça gerekse savunma tarafından sunulan belgelere hiçbir atıf yapılmazsa, işbu hükümde herhangi bir eksiklik görülmeyecektir.”

Hakim, gerekçenin diğer bir bölümünde de “İsviçre kamuoyunun düşüncesini” kanıt olarak öne sürüyor.

Hakimin cezaya hükmederken öne sürdüğü bir başka gerekçe, “Doğu Perinçek kesin bir şekilde, tarafsız bir komisyon kurulsa ve bu komisyon bir gün Ermeni soykırımının gerçekten varolduğunu söylese bile tutumunu değiştirmeyeceğini beyan etmiştir”.

KANUN MADDESİ “ERMENİ SOYKIRIMI HARİÇ” DEMİYORMUŞ!

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in beraatini talep ederken üzerinde ısrarla durduğu bir konu da, kendisinin söz konusu Ceza Kanunu’nun 261. maddesinden yargılanamayacağıydı. Perinçek’in İsviçreli avukatı Moreillon, “Ceza Kanunu’nun 261. mükerrer maddesinin 4. bendi uluslararası planda ve kesin olarak kanıtlanmış olan soykırımlara uygulanabilir. Şu anda, bu tanıma uygun üç soykırım bilinmektedir: Yahudi soykırımı, Ruanda, Bosna-Hersek’teki Serebrenika’daki toplu kıyımlar” demiş, konuya ilişkin onlarca belge sunmuştu mahkemeye. Moreillon, ayrıca, bir ceza mahkemesinin, Ermeni meselesi gibi kanıtlanmamış bir olayla ilgili hüküm veremeyeceğini döne döne, güçlü dayanaklarla anlatmıştı.

Lozan Mahkemesi Hakimi Pierrre-Henri Winzap’ın bu itiraza yanıtı şöyle: “Madde, örneğin ‘Ermeni soykırımı hariç Yahudi soykırımı’ dememektedir”! Gerekçeli kararda, dolambaçlı bir takım varsayımlar öne sürüldükten sonra, “Ermeni soykırımının yasa koyucu için örnek oluşturduğu akla gelebilir” deniyor!

PERİNÇEK “ULUSLARARASI YALAN” DİYOR, DEMEK Kİ SOYKIRIM GERÇEK!

Perinçek’in avukatı Moreillon, Savunma Söylevi’nde Perinçek’i beraat ettirmekten başka çareniz yok derken, şöyle konuşuyordu: Mahkeme aslında dört bir yandan gelen, kimi eksik, kimi taraflı, hiçbiri ciddi bir yetkinliğe dayanmayan belgelerin altında kalmıştır. Bunlar esas olarak siyasi belgelerdir (Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler Komisyonları, İsviçre ve diğer devletlerin meclisleri vb.). Temelde taraflıdırlar. Hiçbir Yargıç soykırımı tanımamıştır. Herhangi bir davada, herhangi bir yargı kararında soykırımdan söz edilmemektedir.

Mahkeme, gerekçeli kararda Moreillon’a bir cevap veremezken, aynı tutumu sürdürüyor: “Zaten, Doğu Perinçek, uluslararası topluluğun bunun böyle olduğunu gözönüne aldığını bilmeseydi, Ermeni soykırımını hiçbir zaman uluslararası yalan olarak nitelendirmezdi”.

Perinçek’in başı dik tutumu, Mahkeme tarafından “kibir” olarak görülüyor. “İnkarı”, kullandığı terimlerin “sert” olması gerekçe gösterilerek Perinçek’e “ırkçı”, “provokatör” kulpları takılıyor.

h1

ERMENİ İDDİALARINA RUS YARBAY TVERDOHLEBOJ’UN YANITI:SOYKIRIM YOKTUR

Mart 30, 2007

Pek çok Avrupa ülkesi ve ABD’de Ermeni soykırımı iddiaları tartışılırken, Genel­kurmay Başkanlığı, Türk-Ermeni ilişkilerine ilişkin bilimsel çalışmalarına devam ediyor. Bu konuda şimdiye kadar çok sayıda yayın hazırlayan Genelkurmay, son olarak, Birinci Dünya Savaşı sırasında Erzurum’da görev yapmış, Rus Yarbay Tverdohleboj’un anılarını yayınladı.

 

Tverdohleboj’un anılarında, Ermenileri kızdıracak çok sert ifadeler dikkati çekiyor. Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, (ATASE) Ermeni araştırmalarına ilişkin yayınlarını sürdürüyor. ATASE son olarak, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus ordusunda görev yapan Yarbay Tverdohlebof’un anılarını kitaplaştırdı. Ermenileri kızdıracak ifadelerin dikkat çektiği, “Gördüklerim, Yaşadıklarım, Erzurum 1917-1918″ isimli kitap, Türk-Ermeni ilişkilerine 3′ncü şahısların gözünden inceliyor.

 

 

Kitapta, Yarbay Tverdohlebof’un, Rus devriminden 12 Mart 1918 tarihinde Erzurum’un Türk birlikleri tarafından alınmasına kadar geçen sürede, Ermenilerin Erzurum ve civarındaki yerleşim birimlerinde yaşayan Türklerle ilişkileri hakkındaki notlara yer veriliyor. Rus Yarbay’ın, Ermeniler için söylediği, “Ermenilerin Türklere karşı nefretleri eskiden beri bilinmektedir. Ermeniler daima kendilerinin mazlum ve ezilen bir millet olduklarını iddia etmişlerdir. Her zaman kendilerini hiç suçları yokken sürgün edilmiş, dinleri ve kültürlerinden dolayı ağır işkencelere maruz kalmış bir millet olarak sunmayı başarmışlardır. Ermenileri oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka bir milletin sırtından geçinebilen bir millet saymak mümkündür. Sıradan Rus halkının yargısı daha basittir” ifadeleri dikkat çekiyor.

“BİRAZ KESMİŞLER, AMA İYİ KESEMEMİŞLER”

Tverdohlebof’ın anılarında dikkat çeken bazı bölümler şöyle; “Ermenilerle aynı ortamlarda birlikte yaşamış ve ilişki kurmuş olan Ruslar, onların medeniyet seviyeleri ve yetenekleri hakkında tamamen farklı düşüncelere sahiptirler. Ermenileri oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka bir milletin sırtından geçinebilen bir millet saymak mümkündür. Sıradan Rus halkının yargısı daha basittir. Rus askerlerinden pek çok kez şu cümleyi işitmişimdir. ‘Ermeniler iyi insanlar, Türkler bunları biraz kesmişler, ama iyi kesememişler; topunu kesmeleri lazımmış.’ Rus askeri birliklerindeki Ermeni askerler, en aşağılık, en adi sınıftan sayılmışlardır. Bunlar, her zaman geri hizmetlerde görev yapmak için gayret göstermişler, cepheden kaçınmışlardır. Ermeni askerler arasında, savaşın başlarında yaygın şekildeki kitlesel firar ve savaştan kaçmak için çok fazla miktarda kendi kendini yaralama olayları bu düşünceyi doğrulamaya yeterlidir. Türk birlikleri Erzurum’a girinceye kadar geçen son iki ayda gördüklerim ve duydukların Ermenilerle ilgili her türlü tahmin ve tasavvur sınırlarını fazlasıyla aşmıştır…

RUSLAR ERMENİLER’E CİNAYET İŞLETMİYORDU

…Erzurum’un 1916 yılında Rus birlikleri tarafından alınmasından sonra Ermenilerin ve askeri bir birlikte bulunmayan Ermenilerin, şehre ve civarına girmelerine müsaade edilmemiştir. Düşünülerek yapılan bu düzenleme, Erzurum’un, 1 nci Kolordu Komutanı General Kalkin’in emir komutasında bulunduğu süre zarfında uygulanmıştır. İhtilalden sonra tüm engeller kalkınca, Ermeniler, Erzurum ve çevresine geniş dalgalar hâlinde saldırmışlardır. Saldırılarla eş zamanlı olarak istilacıların şehirde ve köylerde ailelere yönelik bireysel yağmalamaları da başlamıştır. Rus birliklerinin ve Rusların varlığı, Ermenilere, cinayet işleme imkânı tanımıyordu. Katliam ve yağma, gizlice ve ihtiyatlı bir şekilde yapılıyordu. 1917 yılı ilkbaharında çoğunluğu Ermeni askerlerinden oluşan Erzurum İhtilal İcra Komitesi, halkın elindeki silahları bulup el koymak maksadıyla Erzurum’da geniş kapsamlı bir arama faaliyeti düzenlemişti. Arama faaliyetleri düzenli bir şekilde organize edilemeyince aramalar, gemi azıya almış asker yığınının halkı yağmalamasına dönüşmüştü. Ermeni askerleri muharebede zulmetmeye ve işkence yapmaya özellikle çaba sarf etmişlerdir. Bir gün atla Erzurum’da dolaşırken, bir sokakta yaklaşık 70 yaşlarında hayli yaşlı iki ihtiyarı bir yere götürmekte olan bir asker grubuna rastladım. Askerlerin başında, elinde demir çubuk tutan Ermeni bir asker vardı. Yollar derin çukurlar ve çamurla kaplıydı. Ağırlıklı olarak Ermeni askerlerden oluşan kalabalık, bu zavallı ihtiyarları yol boyunca sokağın bir tarafından diğer tarafına çamurların içerisinde yaka paça sürüklüyordu. İhtiyarlar çamura batıyorlar, tekrar ayağa kalkıyorlar, onları tekrar sürüklüyorlar ve eziyet ediyorlardı. İhtiyarlara sahip çıkmak için, bu insanlara insanca muamele etmeleri konusunda kalabalığı ikna etmeye çalıştım. Elinde demir sopa olan asker öfkeyle üzerime yürüdü ve avaz avaz bağırmaya başladı; ‘Siz onlara arka çıkıyorsunuz öyle mi? Onlar bizi kesiyor, sizse onlara arka çıkıyorsunuz’ dedi. Kalabalık da üzerime yürümeye başladı. O sıralarda Rus askerlerinin disiplini o derece bozulmuştu ki, kendi Subaylarını döver hatta öldürür hâle gelmişlerdi. Durum kötüleşmişti…

YAĞMA VE KATLİAMLAR…

…Tek tük olan yağma, katliam ve soygunlar çoğalmaya başladı. Eski takvime göre Ocak ayının sonunda yani Şubat ayının başında, şehrin ileri gelen Türk sakinlerinden Hacı Bekir Efendi, geceleyin yağmacı Ermeni askerleri tarafından kendi evinde öldürüldü. Bunun üzerine Ordu Komutanı General Odişelidze1, askeri birlik komutanlarına katilin üç gün içinde bulunmasını emretti. Ordu komutanı sert ifadelerle; Ermeni askeri birlik komutanlarını askerlerin ve genel anlamda Ermenilerin rezaletlerinden dolayı kınadı. Ermeniler tarafından sivil halka uygulanan yağma ve şiddet sebebiyle gücendiğini söyledi. Yol temizleme bahanesiyle Türklerin çalıştırılmaya götürülmesine ve bu insanların pek çoğunun geri getirilmemesine duyduğu öfkeyi belirtti…

…Ermeni birlik komutanları, askeri birlik temsilcileri, oldukça hassasiyet göstererek bütün halkın onurunun Ermeni ayak takımından az sayıdaki uğursuzun yaptıklarıyla ilişkilendirilemeyeceğini, bu ayak takımının Türklerden eski zorbalıklarının intikamını almaya çalıştıklarını, fakat aydın kesimin tüm gücüyle buna müsaade etmemeye gayret gösterdiğini içeren itirazlarını dile getirdiler. En sonunda kendileri de, Ermeniler arasında, başıboş Ermenilerin kanun dışı hareketleriyle kararlı ve kapsamlı mücadele yöntemlerini uygulamaya geçirme kararlarını dile getirdiler.

-”Erzincan’dan Erzurum’a ricat eden Ermeni sürüsü, yollarının üzerinde önlerine çıkan tüm Müslüman nüfusu katletmişlerdi. Lojistik destek hatlarından çekilen, muharebe teçhizatına dahil toplar üstü kapalı at arabalarında naklediliyordu. At arabalarını, işlerini itina ile yapan kiralık, sivil, silahsız Kürtler idare ediyorlardı. Erzurum’a yaklaştıkça Ermeni kaçaklar ve askerler mola yerlerinde bu Kürtleri öldürmeye başladılar.”

SİLAHSIZ SİVİLLER ÖLDÜRÜLÜYOR

…Bundan bir süre sonra Ermenilerin Türklere yaptıkları Erzincan katliamına dair haberler geldi. Bu vahşetin ayrıntılarını ordu komutanım General Odişelidze’den öğrendim. Bu olay şöyle gerçekleşmiş. Katliam bir doktor ve müteahhit tarafından organize edilmiş. Yani her hâlükârda ayak takımından birisi tarafından yönetilmemiş. Bu katliamı düzenleyenlerin soyadlarını tam olarak hatırlayamadığımdan onların isimlerini yazamıyorum. 800′den fazla silahsız sivil öldürülmüş. Öldürülenler kendilerini korumak için karşı koyarlarken yalnızca bir Ermeni ölmüş. İnsanları koyun gibi kesmişler. Tutsak edip ölüme mahkum ettikleri insanlara kendi elleriyle büyük çukurlar açtırmışlar. Bu çukurların başına insanları gruplar hâlinde götürmüşler ve hayvan boğazlar gibi kestikten sonra çukurlara doldurmuşlar. Çukur başındaki bir Ermeni arsız arsız çukurdaki cesetleri sayarak ‘Burası 80 kişi mi oldu? Bir on kişi daha alır! Bir on daha kes!’ deyince, on kişi daha kesip çukura atmışlar ve üstünü toprakla kapatmışlar. Bu Ermeni müteahhit, sırf eğlence olsun diye bir binadan Türklerin teker teker çıkmalarını emretmiş. Dışarı çıkanların kafalarını keserek, böylece yaklaşık 80 kadar insanı katletmiş…

KÜRTLERİ DE ÖLDÜRDÜLER..

…Erzincan’dan Erzurum’a ricat eden Ermeni sürüsü, yollarının üzerinde önlerine çıkan tüm Müslüman nüfusu katletmişlerdi. Lojistik destek hatlarından çekilen, muharebe teçhizatına dahil toplar üstü kapalı at arabalarında naklediliyordu. At arabalarını, işlerini itina ile yapan kiralık, sivil, silahsız Kürtler idare ediyorlardı. Erzurum’a yaklaştıkça Ermeni kaçaklar ve askerler mola yerlerinde bu Kürtleri öldürmeye başladılar. Bu işi her seferinde subayların avludan evlere girdikleri zamanı kollayarak gerçekleştirdiler. Subaylar gürültüleri duyup koşarak dışarı çıktıklarında, Kürtleri korumak için müdahale edince, silahlı kalabalık onların üzerine yürümüş ve onları da aynı şekilde tepelemekle tehdit etmişti. Katliamlar hayvanî bir vahşetle yapılıyordu. Örneğin Teğmen Mzivani Erzurum Garnizonu topçu subayları toplantısında, şöyle bir olaya tanık olduğunu anlatmıştı: ‘Ağır yaralı ve yerde can çekişmekte olan bir kürde bir Ermeni askeri koşarak yaklaşmış ve ağzına bir sopa sokmaya çalışmış. Dişleri sıkılı vaziyette ölmek üzere olan adamın ağzına sopayı sokamayınca üstündeki elbiseleri çıkarmış. Ermeni, ölmekte olan adamın çıplak karnına çizmesinin demir ökçeli topuklarıyla vurmaya başlamış. Ilıca’da kaçmayı başaramayanların tamamı katledilmişti…’

ERMENİ AYDINLARI DA DESTEK OLDU…

…Katliamı engelleme imkânı bütünüyle Ermeni aydınlarının elindeydi. Bu katliam yaşandıysa, bundan sadece ayak takımı sorumlu değildi. Son zamanlarda gözlemleme imkânı bulduğum kadarıyla, kitle hâlindeki sıradan Ermeniler, kendi aydınlarının, özellikle de içlerinden bazılarının emirlerine harfiyen riayet ediyorlardı. Subay kadrosunun büyük çoğunluğunun Ruslardan, asker kadrosunun tamamına yakınının Ermenilerden oluştuğu benim alayımda, onların açıkça haydutluk faaliyetlerini önlemek maksadıyla, münasebetsizlikleriyle en başından itibaren açık ve kararlı bir şekilde mücadele edecek hiçbir gerçek gücümüzün olmadığını söylemem yeterli olur herhâlde. Hatta katliam gecesi, alayın araçlarının tekerlerinin bulunduğu avluda sadece bir subay nöbetçiyken bile kiralık seyis Kürtlerden hiç birisi öldürülmemiştir. Maiyetimdeki subaylar bana bu şekilde rapor vermişlerdi. Kürtler orada silahsız olarak bulunuyorlardı. Onların birkaç adım ötesinde ise silahlı Ermeni askerleri vardı ve yaklaşık 40 kişiydiler. İstisnasız bütün Ermeni aydınlarının suçlu olduğunu söylemek istemiyorum ve yapamam da. Hayır. Böyle bir politika uygulamanın yanlış olduğuna, bunların alçaklık olduğuna inanan bilinçli insanlar da gördüm. Bu kişiler, kendi halkının hayvanca içgüdülerine isyan etmiş hatta karşı koymuşlardı, fakat Ermeniler arasında bu tür insanların sayısı nispeten azdı. Onlar da neredeyse hain ilan ediliyorlar ve Ermeni davasına ihanet etmiş sayılıyorlardı…

TÜRKLERİ RUSLAR KORUDU…

…Eğer Erzurum’da Rus subayları olmasaydı, o zaman Türk birlikleri belki de şehirde, geldiklerinde sağ kalan bir tek Türk bulamayacaklardı hükmüne vararak, Rus subaylarına da aynı şekilde davranıyorlardı. Şimdi, Ermenilerin kaçmadan önce Erzurum’da neler yaptıklarını ve ne kadar silahsız, yaşlı, kadın ve çocuk öldürdüklerini öğrenince, eski Romalı tarihçi Petroni’nin haklarında: ‘Ermeniler de insandır, fakat evlerinde dört ayakları üzerinde yürürler.’ dediği; Rus şairi Lermontov’un da bir şiirinde isabetli bir şekilde; ‘Sen kölesin, sen korkaksın, sen Ermenisin’ diyerek karakterize ettiği bu kişilerle gitmeme izin vermediği için Tanrı’ya teşekkür ediyorum…”

KORGENERAL KAPTAN: TANIKLIKLAR ÖNEMLİ

ATASE Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan kitabın önsözünde yazdığı yazısında, tarihî olayları gerçek yönleriyle ortaya çıkarmak, öğrenmek ve aydınlatmak için uygulanan yöntemlerden birisinin tanıkların şahitliğine başvurmak olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Doğu Cephesi’nde meydana gelen olayların birinci derecede tanıklarından birisi de Erzurum 2′nci Ermeni-Rus Kale Topçu Alay Komutanı Yarbay Tverdohlebof’tur. 1917 yılı sonlarında ve 1918 yılının ilk aylarında Erzurum ve Erzincan’daki Ermeni terörüne bizzat tanık olan Rus Yarbay Tverdohlebof’un gördüklerini ve yaşadıklarını aktardığı belgeler de tarihe tanıklık etmek üzere bu kitapta yayımlanmaktadır. Yarbay Tverdohlebof’un ATASE Başkanlığı Arşivinde mevcut olan orijinal Rusça el yazılı belgelerin aslı ile Türkçe, İngilizce, Fransızca çevirileri bir arada kitap olarak kamuoyunun ve bilim dünyasının istifadesine sunulurken, Ermeni terörünün ulaştığı boyutlar tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmektedir. Ermeni vahşetinin ulaştığı boyutlar, Türklere karşı savaşan ve Ermenilerle iş birliği içinde bulunan Rus yarbayı bile çileden çıkarmaya yetmiştir. Yarbay Tverdohlebof, tüm çabalarına rağmen Ermeni vahşetini önleyemediğini, üzüntü ile günlüğüne not düşmüştür. Şimdi soruyoruz, Ermeni soykırımından bahsedenler, bu belgelere ne diyeceksiniz?”

 

h1

RUS DEVLET ARŞİVLERİNDEN 100 BELGEDE ERMENİ MESELESİ

Mart 28, 2007

Mehmet Perinçek’in Rus devlet arşivlerinde bulduğu belgelere göz attığımda, ‘Bu iş galiba bitiyor’ diye mırıldandım. Evet, Rus arşivleri, dönemin diğer Rus ve Ermeni kaynaklarıyla birlikte, Ermeni soykırımı iddiaları hakkında hükmünü veriyor: İddialar geçersizdir.

Kesin hüküm diyorum, çünkü hükmü temyiz edeceği farz edilenlerin bizzat kendileri, o kesin hükme son noktayı koyuyorlar. Başta bağımsız Ermenistan’ın 1918-19 yıllarındaki ilk Başbakanı Hovannes Kaçaznuni olmak üzere, dönemin Ermeni siyasetçileri, Ermeni komutanları, Ermeni tarihçileri, 1920’den İkinci Dünya Savaşı sonlarına kadar yazdıkları resmi raporlarda, yazışmalarda ve kitaplarda, hep aynı görüşü savunmaktadırlar. Özetlersek:
1. Ermeni milliyetçi ve ayrılıkçı örgütleri, XIX. yüzyıldan başlayarak yabancı büyük devletlerin Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama planları içinde nazım rol oynamışlardır.

2. Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti’ni paylaşma savaşı olmuştur. Ermeni ayrılıkçı hareketi daha savaş öncesinde Türkiye’nin düşmanları tarafından silahlandırılmış ve örgütlenmiştir. Çarlık Rusyası, İngiltere ve Fransa, savaşın çeşitli aşamalarında Ermeni gayrı nizami ve nizami güçlerini ateşe sürmüşlerdir.

3. Türkiye, 1914 yılından 1923 yılına kadar bekası için savaşmaktaydı. Bu savaş haldı bir savaştı. Savaş, tüm tarafların çok ağır kayıplar vermesine yol açtı. Kurtuluş Savaşı’yla Türkiye, Osmanhmn küflerinden doğdu. Rumlar gibi Ermeraler de yenilen taraf oldular. Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi paylaşmak isteyen büyük devletlerin ordularmda savaşan veya bu ordularla işbirliği içinde Osmaı-ılzı ordularma saldwan, Osmanlı sivilleri katleden Ermeniler, diğer kullanılan güçler gibi, bu trajediden paylarına düşene katlanmak zorunda kaldılar. Bu açıdan her iki tarafın sivWmuharip kayıplan savaş bilançolarmırı zayiat başliğı altında yer aldı.

4. Daha acısı, savaşın halk kitleleri içindeki boyutu olmuştur. Ermeni milliyetçi örgütlerinin yabancı ordulardan kuvvet alarak giriştikleri etnik temizlik hareketleri, Ermeni ve Müslüman halk arasında karşılıklı kınmları da tetiklemiştir.

5. Osmanlı hükümetinin 1915 yılındaki tehcir kararı ve uygulaması, bir savaş önlemidir. Bu önlem teamüli hukukun bir unsurudur ve bugün Cenevre Sözleşmeleri’ne ek 2. Protokolün 17. maddesinde tedvin edilmiştrn Tehcir, Osmanlı yöneticilerinin de kabul ettiği bazı aşırilıklara rağmen, hukuka uygundur

6. Toplam olarak baktığımızda, Turk devletinin Ermenilere yönelik kasıtlı ve önceden planlanmış bir kırım veya soykırım uygulaması yoktur Olaylar, devletler arasmda savaş ve halklar arasmda karşıhklı kırım kapsamı içindedir. Bu arada kıtlıklar, epidemiler ve sert iklim koşulları, savaşın kurbanlarmm sayısına yüz binleri eklemiştir. Türkler de, Ermeniler gibi, ama sayıca onlardan çok daha fazla sivil kaybıyla daha az bir bedel ödememişlerdir.

Türkiye’yi on yıllar boyu uluslararası düzlemlerde benzer görüşleri ifade ederek savunurken, bu saptamaların hepsinin, ama hepsinin, Ermeni devlet adamları ve tarihçilerince daha önce yapılmış olduğunu bilmemiş olmaktan dolayı hayıflaıuyorum.

Diyebilirim ki, Mehmet Perinçek’in Rus arşivlerinde ve diğer Rus kaynaklarında gun ışığma çıkardığı bilgiler, Ermeni soykırımı iddialarına ölduru cü bir darbe indirmektedir. Bu bilgiler, yalanlan berhava etmek için bize adeta bir cephanelik sunınaktadır. Gerçeğin yalanla savaşında bize savaşın kaderini etkileyen bir silah kazandırmaktadır.

Mehmet Perinçek, bana on binlerce sayfalık arşiv belgesinden ve Rusça yayımlanan Ermeni ve Rus kaynaklardan söz ettiği zaman, ilk aklına gelen bunları özetleme ihtiyacı oldu. Bu malzeme, zamanı çok kıt olan çağımız insanı için bir elkitabı haline getirilemez miydi? Yaz belge seçerek Ermeni sorununu aydınlatma fikri böyle oluştu ve Mehmet Perinçek’e bunu önerdim. Böylece bu önsözü yazma görevini de daha o zaman üstlenmiş oldum.

Şimdi mesele, tarihi bir gerçeği, bilimsel bir gerçeği, bütün insanlıkla paylaşmaktıt Türkiye’yi hedef alan haksız ve insafsız psikolojik savaşı yalnız cepheden göğüsleyerek püskürtemeyiz. 0 psikolojik savaşı yuru - ten devletlerin içinde de cepheler açmak zorundayız. Rus arşivinden çıkarılan yüz belge, bize bu imkünı vermektedir. Şimdi seferber olup bu kitabı, Ermeni soykmını yalanmın baş verdiği her köşeye ulaştırma zaınanıdır. “Bize inanmıyorsanız, işte buyurun, gerçekleri Ermeni devlet adamları ve tarihçilerinden ya da Rus arşivlerinden öğrenin!” demeliyiz.

Bu kitap, önce bizlerdeki hakimlik duygusunu güçlendirecek, milletimize ve devlet geleneğiınize olan güvenimizi pekiştirecektir. 0 nedenle önce biz Türkler bu kitabı iyi incelemeliyiz. XX. yüzyılın XXI. yüzyıla uzanan en uzun kuyruklu yalanma karşı mücadele ediyoruz. Haklıyız. Bu bilinci paylaşmanuz, alacağımız sonuçta belirleyici olacaktır.
Gerçeği elimizde tutmaktan kuvvet alarak, o yalana teslim olan herkesi aydmlatabilir ve kurtarabiiriz. Evet “kurtarmak” diyorum, çünkü

Ermeni soykırırm yalanmı kabul etmek, aslında bir esarettir. Bu kurtarma faaliyeti için, bu kitabı hızla İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça ve elbette Ermenice basmak ve yaymaliyız. Resmi ve özel kuruluşların bu milli görevi ustlenmeleri kuşkusuz isabetli olacaktır.

Rus arşivlerindeki ısrarlı çalışmasını bu kitapta özetleyen Mehmet Perinçek’e, bu kitaba emeği geçen herkese ve bu kitabı dünyanın her tarafına taşıyacak bütün hakikat sevdalilarına takdir ve şükran duygulanmı sunuyorum.

GÜNDÜZ AKTAN

 

h1

HRANT DİNK SUİKASTİNDE “IŞIK EVLERİ ” PARMAĞI

Mart 28, 2007

Hrant Dink suikastinden yargılanan Erhan Tuncel Basından aldığımız haberlere göre Fetullah Gülen Cemaatine bağlı ışık evlerinden yetişmiş. Doğu Perinçek Hran Dink suikati Fetullahcıların işi demişti.

 

HRANT Dink Cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel’in, ortaokul ve lise yıllarında Elazığ’da Fethullah Gülen cemaatine bağlı Işık Evleri’nde kaldığı tespit edilirken, Alperen Ocakları ile de temasa geçtiği iddia edildi. Elazığ’da olduğu yıllarda Mehmet Ağar’ın seçim çalışmalarına da katıldığı bildirilen Erhan Tuncel’in bu karışık siyasi ilişkileri üniversite yıllarında da devam ettirdiği öne sürüldü…

Tuncel’in Trabzon’da bir yandan Alperen Ocakları’na giderken diğer yandan da cemaat evlerini ziyaret ettiği kaydedildi. Polis yetkililerine göre, en dikkat çekici gelişme Tuncel’in, Dink cinayetinden kısa bir süre önce milliyetçi çizgide olan arkadaşlarını Elazığ ve Malatya’daki Işık Evleri’ne götürmesi oldu. Cemaat evlerine giden bu kişilerin Tuncel’e tepki gösterdikleri tekrar Trabzon’a döndükleri kaydedildi. Tuncel’in gözaltındayken İstanbul polisi ile yaptığı mülakatta doğruladığı bu bilgi, polisin hazırladığı tutanağa geçirilmediği ama MİT tarafından rapor haline getirildiği kaydedildi. Büyük Birlik Partisi Trabzon İl Başkanı Yaşar Cihan’ın oğlu Bahadır Cihan ifadesinde, Tuncel’i üniversiteden tanıdığını söyledi. Cihan ifadesinde, “Yasin Hayal’i mahalleden tanırım. Her ikisiyle de Alperen Ocakları’nda samimi olduk” dedi. Bahadır Cihan, ifadesinde Erhan Tuncel’in kullanılmış olabileceğini belirterek, “Erhan ’abilik’ vasıflarına uygun birisi değil. Birileri tarafından kullanılmış olabilir” dedi.

KAYNAK : http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6208404.asp?gid=78&srid=3333&oid=2&l=1