Archive for the ‘Ergenekon Komplosu’ Category

h1

Danıştay saldırısı ve Ergenekon bağlantısını Alparslan Aslan yalanlıyor

Temmuz 15, 2008

İddianameye Danıştay saldırısının da girmesi tertibin tutarsızlığını bir kez daha gösteriyor. Bu iki olay arasında bağlantı bulunmadığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla netleşmişti. Danıştay suikasti sırasında piyasaya sürülen ve Mahkeme tarafından olmadığı net olarak saptanan Muzaffer Tekin ve Alparslan Arslan arasındaki bağlantı iddiası yine gazete ve televizyonlara servis edildi. Oysa Muzaffer Tekin, Danıştay suikasti sonrasında gözaltına alınmış, savcılık sorgusundan sonra konuyla ilgisi olmadığı saptanarak serbest bırakılmıştı.

Tertipçiler, tertiplerini kanıtlayacak yeni malzemeler üretmeye devam ediyor. İddianame açıklandıktan sonra aynı yerden servis edildiği anlaşılan bir metin bütün gazetelerde yer aldı. Danıştay suikasti ile Ergenekon arasında bağlantı kurulma çabası tertipçileri ele verdi. Çünkü tertip Danıştay suikastinin hemen ertesinde sahnelenmek istenmiş ancak başarılamıştı. İki olay arasındaki bağlantı, Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım’ın Zekeriya Öz’e verdiği ifadeye dayandırılıyor.

Danıştay cinayeti hükümlüsü Osman Yıldırım ise sürekli ifade değiştirdi. Ankara 11′inci Ağır Ceza Mahkemesi de Danıştay saldırısının gerekçeli kararında “iki olay arasında herhangi bir bağlantı olmadığını, sanık Osman Yıldırım’ın da ifadelerine itibar edilmemesi gerektiğini” bildirmişti.  Tertipçiler, Muzaffer Tekin ile Alparslan Aslan arasında bağlantı olduğu iddiasını gündeme getirmiş ancak bu hiçbir şekilde kanıtlanamamıştı. Muzaffer Tekin, Danıştay olayı sonrasında gözaltına alınmış, Alpaslan Arslan ile ilişkisi araştırılmıştı.

İddia, Alpaslan Arslan ile Muzzafer Tekin’in olaydan önce telefonla görüşmeleri. Fakat polisin saptamasına göre olaydan 9 ay önce iki kişi arasında bir görüşme var. Konuşmanın içeriği ise olayla ilişki kurulabilecek bir mahiyet taşımıyor. Üstelik Hem Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, hem de serbest bırakılan emekli binbaşı Muzaffer Tekin’in polis ve savcılık ifadelerinde, birbirleri ile herhangi bir ilişki içinde olmadığı görülüyor.

Arslan, Savcılık ifadesinde şöyle diyor: “Bu soruşturmada adı geçen Muzaffer Tekin isimli şahıs ile tanışımlığım olmamakla bir samimiyetim de yoktur. Bu olayı ben kendim icra edip gerçekleştirdim”. Muzaffer Tekin de polis ve savcılık ifadesinde Arslan’la bire bir ilişki içinde olmadığını belirtiyor.

Tekin şunları söylüyor: “Kendisiyle yaklşık bir yıldır görüşmüyorum. Büroma 3-4 defa gelip gitmişliği olmuştur. En son telefonla ne zaman görüştüğümü hatırlamıyorum ifadem sırasında 9 ay önce görüşme yaptığımı söylediler doğrudur.”

Saldırgan Arslan’ın üstünden çıktığı iddia edilen uydurma kimlikler, sorgu sırasında maksatlı soruların yöneltilmesi tertibin başından beri yalanlar üstüne kurulduğunu ortaya çıkarıyor. Ankara’da başlayan tertip istenilen başarıya ulaşamıyor ve İstanbul’da uygun savcılar ve ortam hazırlanarak buraya taşınıyordu. Tertibin İstanbul ayağı ise, Ümraniye’de ele geçirilen 27 el bombasıyla başlatılıyordu. Operasyonların, AKP’li yöneticiler tarafından dikkatli bir biçimde izlenmesi ve Erdoğan’ın yaptığı şu açıklama tertibin arkasında kimlerin olduğunu açığa çıkarmaya yetiyor :”Ergenekon ve Danıştay saldırısı ile ilgili bağlantıları savcılara sunduk ancak savcılar bu bağlantıyı kuramıyor”..

Ulusal Kanal

h1

Hilmi Özkök : “AKP gitmelidir ” demiş

Temmuz 15, 2008

Bu hükümet gitmelidir’ demiş!

Emekli Hilmi Özkök’ün, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde AKP’nin iktidardan gitmesini istediği ileri sürüldü

Basın tarafından Ümraniye soruşturmasıyla ilişkilendirilen ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen “darbe günlükleri” ile ilgili ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı. Vatan gazetesinin bu günlüklere dayandırarak verdiği haberine göre, 3 Aralık 2003’teki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) Hazırlık Toplantısı’nda, katılımcı komutanlar arasında ilginç diyaloglar yaşandı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, kıdem sırasına göre silah arkadaşlarının görüşlerini dinledikten sonra şu görüşleri dile getirdi:

Demokratik yolla!

Teşekkür ederim, herkesin aynı fikirde olması güzel. Ben yüzde sekseni ile aynı fikirdeyim. Ama katılmadığım noktalar var. Açık konuştuğunuz için hepinize teşekkür ederim. Muhtıra vermeye niyetim yok. Bu hükümet gitmelidir. Demokratik yollardan bu işi halledeceğiz. Yapabileceğimiz bir çok şeyin olduğuna da inanıyorum.

Öymen’den Hilmi Özkök’e ince gönderme

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, isim vermeden son günlerde ilginç açıklamalar yapan emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özök’e uyarılarda bulundu. Bursa’da Nilüfer ilçe örgütünde düzenlediği basın toplantısında, Ümraniye soruşturmasına ilişkin açıklamalarda bulunan Öymen, Türk Silahlı Kuvvetlerini (TSK) birbirine düşürmeye, komutanlar arasında görüş ayrılıkları varmış izlenimi vermeye çalışanların mutlaka başarısızlığa uğrayacağını söyledi.

Töhmet altında bırakma


Öymen, şu sözleriyle de son günlerde açıklamalarıyla dikkatleri üzerine toplayan Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’e göndermelerde bulundu: “TSK’nın birliğini, bütünlüğünü, disiplinini, hiyerarşik yapısını korumak, yalnızca askerlerin görevi değil, herkesin görevidir. Bunun içine emekli subaylar da girmektedir. TSK’nın içindeki birlik, bütünlük, disiplin ve dayanışma duygusu hakkında kamuoyunda kuşkular uyandıracak açıklamaların, TSK ve Türk devletine zarar vereceği kanısını taşıyoruz. TSK’yı, geçmiş ve bugünkü komutanları töhmet altında bırakacak davranış ve sözlerden herkes kaçınmak zorundadır”.

h1

Yalçın Küçük Asıl darbeci Hilmi Özkök’dür

Temmuz 11, 2008
http://www12.gazetevatan.com/video/video.asp?vid=5022

http://www12.gazetevatan.com/video/video.asp?vid=5022

Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar’ın hazırladığı 32. Gün’de bu hafta “Ergenekon Operasyonun” ABC’si, iddialar ve belgeler ışığında masaya yatırıldı. Yalçın Küçük, Ercan Çitlioğlu, Önder Aytaç ve Gülay Göktürk’ün konuklar arasında olduğu programa sert üslubuyla tanınan Prof. Dr. Yalçın Küçük, damgasını vurdu.

‘TÜRKİYE DEMOKRASİYSE BEN BERGÜZAR’IM’

Konuşmaları sırasında sık sık benzetme ve espriler yaptığı bilinen Yalçın Küçük, programın hemen başlarında bu yönde sözler sarfetti. Son operasyonlarla birlikte Türkiye’de demokrasinin olmadığının görüldüğünü iddia eden Küçük, ‘Gayet açık söyleyeyim ben eskiden tersini söylemek istediğim zaman öyleyse ben Marilyn Monrooe’yum dedim, ondan sonra ki zamanlarda Nicole Kidman’ım dedim.. Bu yeniHarman’da Türkiye demokrasiyse ben de Bergüzar’ım dedim artık’ dedi.
ÜMRANİYE’DE BULDUĞUNUZ İŞE YARAMAZ BOMBALARLA PAŞALARI İÇERİ ALAMAZSINIZ’
Ergenekon operasyonun rejim değiştirme girişimi olduğunu iddia eden Küçük, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘İç savaşı kimse bilmiyor kimse konuşmadı sadece benim kitaplarımda var. Bu bir iç savaştır, bu Cumhuriyet’in niteliğini değiştirmedir. Amerika’sı, İsrail’i, Kudüs’ü, Washington’u ve özellikle Brüksel’i, özellikle bazı sarıksız yobazlar orduya müdahale edilmesini tavsiye ediyorlardı. 1923’te kurulan bu Cumhuriyet’in bir İslam Cumhuriyetine çevrilmesinde tek engel kalmıştır ordudur. Bundan daha çok kan dökülmedi Türkiye’de. İç savaşta kan dökülür, iç savaşta Paşalar içeri alınır. Ümraniye’de işe yaramaz on tane bomba toplayacaksınız ondan sonra paşaları içeri alacaksınız. AKP bir diktatoryal rejimidir. Seçilmiş, seçilmiş diyorlar. Tayyip beyi kim seçti?’

ASIL DARBECİ ÖZKÖK’TÜR. BU DAVANIN AVUKATI BENİM’

Program boyunca diğer konuşmacılara çok fazla konuşma şansı tanımayan Küçük’ün eleştirilerinden eski Genelkurmay başkanlarından Hilmi Özkök de nasibini aldı. ‘Asıl darbeci Hilmi Özkök’tür. AKP’nin gelmesi onun yüzündendir’ diyen aykırı yazar, Gülay Göktürk’ün ‘Ben iç savaş olduğuna inanmıyorum Türkiye’de bir kesime ilk defa dokunulabiliyor hale geldi. Veli Küçük’ün Susurlukta ifadesi bile alınmadı’ açıklamasına sinirlenerek masaya yumruğunu vurdu ve yine esti gürledi: ‘Bu iktidarın Veli Küçük’e dokunma gücü yoktur. Deniz Baykal’ın dediği gibi, ‘Başbakan bu davanın savcısıysa ben de avukatıyım’ ’

BU DAVAYI BU MAHKEME GÖREMEZ’

Tartışma sürerken ‘Genç Harbiyeliler’e ait olduğunu iddia ettiği bir belgeyle, Ergenekon davasının bu mahkemeler tarafından görülemeyeceğini, askeri mahkemede görülmesi gerektiğini iddia eden Küçük, ‘bu belgeyi Mehmet Ali Birand’a hediye ediyorum’ dedi.

‘REJİMİ DEĞİŞTİRİYORLAR, İÇİM YANIYOR’

Sık sık diğer katılımcılar tarafından, konuşmaya fırsat vermediği yönünde eleştirilen Küçük’e en sonunda Gülay Göktürk tepki gösterdi. Küçük bir kez daha masaya yumruğunu vurduğunda neye uğradığını şaşıran Göktürk, Küçük’e dönerek ‘Bağırmayın efendim’ dedi. Küçük bu sözlere ‘Ben bağırarak konuşuyorum. Size sevgiyle de konuşurum. Ama içim yanıyor. Burada rejimi değiştiriyorlar. Bunun adını koyun. İslamcı bir Cumhuriyet kurmak istiyorlar’ diyerek karşılık verdi.

BEN DEMOKRAT DEĞİLİM’ DEDİ PAŞALAR İÇİN ŞİİR OKUDU

Programın kapanış bölümünde söz alan Gülay Göktürk, ‘Ben herkesle kucaklaşabilirim ama sadece demokrasi yanlılarıyla kucaklaşabilirim. Yalçın Bey ile kucaklaşamam’ deyince araya giren Yalçın Küçük şu sözleri sarf etti: Efendim ben hiç üzülmedim benimle sarılmamanıza. Ben demokrat değilim. Biz Doğan Avcıoğlu ile beraber ‘Orducu Sosyalist’ denen gruptanız.’

Son söz hakkını Ergenekon operasyonunda gözaltına alınanlar için Nazım Hikmet’ten şiir okuyarak kullanan Küçük’e, Önder Aytaç da Orhan Veli şiiriyle karşılık verdi.

h1

Karanlıklar Prensesi Güler Kömürcü evlendi..

Temmuz 9, 2008

Akşam gazetesi yazarı Güler kömürcü Kendisi gibi Ergenekon zanlısı Mehmet Zekarriya Öztürk ile evlendi. Gazeteci Güler Kömürcü, Karanlıklar prensesi olarak tanınıyor. Mafya lideri Sedat Peker’in en yakın arkadaşlarından,eşi Mehmet Zekerriya Öztürk ise emekli yüzbaşı densede ordudan disiplinsizlik nedeniyle atılan, Hristiyanlığı kabul etmiş bir kişi olarak tanınıyor.

Karanlıklar Prensesi Güler Kmürcü’nün kahramanı Kuşcubaşı Eşref”dir.. Güler Kömürcü Kuşcubaşı Eşref’in Kuvayi Milliye harketi başlattığı yazıyor. Kuşcubaşı Eşref Malta sürgüne gönderilmiş, döndükten sonra Mustafa Kemal Atatürk’e karşı gelmiştir.. Kuşcubaşı Eşref Kuruluş savaşı sırasında Atatürk’e Çerkez Ethem ile birlikte isyan etmiş,İstikal Mahkemesinde yargılanmış ve ceza almıştır. Yurt dışına kaçmış affediliceye kadar Türkiye’ye dönmemiştir. Güler Kömürcü’nün Akşam Gazetesinde niçin yazmasına izin veriliyor?

Hürriyet Gazetesi haberi

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli yüzbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk, aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan gazeteci Güler Kömürcü ile Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde kıyılan nikahla evlendi. Çiftin 2 yıldır birlikte olduğu ortaya çıktı.

Ergenekon soruşturması kapsamında 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen el bombaları nedeniyle 21 Ocak 2007 tarihinde gözaltına alınan ve daha sonra ‘terör örgütü üyeliği’ ve ‘halkı hükümete karşı silahlı isyana teşvik’ suçlarından 26 Ocak 2007 günü tutuklanan emekli yüzbaşı Mehmet Zekeriye Öztürk, aynı soruşturmada gözaltına alındıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Akşam Gazetesi yazarı Güler Kömürcü ile hayatlarını birleştirmek için bugün Tekirdağ Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde saat 12.30′da nikah masasına oturdu. Mahkumların açık görüş yaptığı salonda düzenlenen nikahı Tekirdağ Belediyesi’nin nikah memuru Şenay Öztırak kıydı. Çiftin nikah şahitliğini ise cezaevi infaz koruma memurları yaptı. Nihaka Güler ve Öztürk’ün avukatları ise alınmadı.

Cezaevinin arka kapısından içeriye giriş yapan gazeteci Güler Kömürcü, aynı şekilde gazetecilere görünmeden dışarı çıktı. Evlenen çift, 3′ü kapalı, 1′i açık olmak üzere ayda 4 kez görüşebilecek. Kapalı görüşte, arada bir cam bölmenin bulunduğu odada telefonla, açık görüşte ise görüş alanında yüz yüze görüşebilecekle

h1

Deliğe süpürülen adamın intihar eylemi

Temmuz 9, 2008

Özetler:

• Tayyip Erdoğan, proje görevlisi olarak bağlı olduğu ABD’ye deliğe süpürülmeden önceki son hizmetini vermektedir.

• Operasyon doğrudan ABD makamları tarafından yürütülmektedir. Tayyip Erdoğan’lar, “ABD ile 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma” yaptığını itiraf eden Abdullah Gül’ler artık hiçbir inisiyatife sahip değildir.
•Bu girişim ABD ile AKP’nin ortak darbesi değil. Çünkü girişimin ordusu yok.
•ABD, Tayyip Erdoğan’ları, Türk Ordusu’nu kuşatma ve köşeye sıkıştırmada kullanıyor.
•ABD Ergenekon Operasyonu yoluyla Ordu’ya karşı büyük bir tahrikte bulunuyor. ABD, Türk Ordusu’nun sinirlerini bozmak istiyor.

•Şu an Türkiye bir AKP darbesiyle değil, AKP sonrasının sorunlarıyla yüz yüze gelmiştir.

• Bu koşullarda AKP sonrasındaki zorlukları yenecek başarılı bir hükümet kurmak, Türkiye için bir varlık sorunudur.

• Artık Türkiye, “deliğe süpürülecek adamlar”la yönetilemez. ABD’den dayatılan program ve hükümetlere teslim olmak, Türkiye’nin intihar eylemi olur.

•Büyük kışkırtmalarla karşı karşıya olan Türk Ordusu sinirlerine hakim olacak ve disiplinini koruyacaktır. Ordumuzun bu birikimi vardır; güveniyoruz.

•İşçi Partisi milletin güçlerinin birleştirilmesi ve bir Millî Hükümet seçeneğinin yaratılması için yapıcı tutumuyla örnek olacaktır. Her türlü zorluğu ve sorumluluğu omuzlamaya hazırız ve Türkiye’nin önünün açıldığı bir sürece girdiğimizi görüyoruz.

Nasıl terör örgütleri, bazı elemanlarına uyuşturucu hapı içirip beline bombaları sararak intihar eylemine yolluyor, Türkiyemiz’de 1 Temmuz 2008 sabahı yaşanan da budur.

“Deliğe süpürüldüğü” söylenen adam, adeta uyuşturucu hapı içmiş gibi beline bombaları sarıp intihar eyleminde bulundu. Daha doğrusu onu intihar eylemine ittiler.

Tayyip Erdoğan iktidarına uyuşturucu hapını içirten ABD’dir.

Tayyip Erdoğan’ın beline bombaları sardıran da, ABD’dir.

ABD, Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı’nı kendisinden talep edildiği gibi, son defa “kullanıp” deliğe süpürmektedir.

SON HİZMET

Bu intihar eylemi, Türk milletine ve Türk Ordusu’na karşı gerçekleştiriliyor. Tayyip Erdoğan, proje görevlisi olarak bağlı olduğu ABD’ye deliğe süpürülmeden önceki son hizmetini vermektedir. Bu hizmet de, kuşkusuz Büyük Ortadoğu Projesi kapsamı içindedir; yani görev tanımına uygundur.

Tayyip Erdoğan, bir intihar eylemine itildiğini biliyor mu? Bunun bir önemi yok. Ancak O, bu eyleme mecburdu. Çünkü daha 1996 yılında ABD Büyükelçisi Abromowitz tarafından Türkiye’ye Başbakan yapılmak üzere seçilmişti. Kendisini “deliğe süpürme yetkisini” ABD’ye daha o zaman vermişti. Bu tür “seçilmiş” siyasetçi için, kullanım süresini kendisinin belirleme şansı yoktur.

OPERASYONUN BAŞINDA DOĞRUDAN ABD VAR

Ergenekon Operasyonu’nu Türkiye’deki AKP yönetimi yürütmüyor. Hiçbir karar yetkileri yoktur. Operasyon, doğrudan ABD makamları tarafından yürütülmektedir. Tayyip Erdoğan’lar, “ABD ile 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma” yaptığını itiraf eden Abdullah Gül’ler polis içine yuvalanan Fethullahçı Gladyo, artık hiçbir inisiyatife sahip değildir; Ankara’ya gelip Ergenekon Operasyonu için yerleşmiş bulunan CIA-Pentagon heyetinin kararlarını uygulamaktadırlar. İntihar eylemi yapılmaz, intihar eylemi yaptırılır.

ORDUSUZ DARBE OLMAZ

Peki ABD’nin amacı ne?

Planlar ve uygulamalar, AKP sonrasının iktidar hesaplarıyla ilgilidir.

Ordusuz iktidar olmaz.

Ordusuz darbe de yapılamaz.

ABD’nin Türkiye’de ordusu yok. O nedenle ne iktidar kurabiliyor; ne de darbe yapabiliyor.

Daha açık söyleyelim: Bu girişim ABD ile AKP’nin bir ortak girişimi, ortak darbesi değil. Çünkü girişimin ordusu yok.

ABD, Tayyip Erdoğan’ları, Türk Ordusu’nu kuşatma ve köşeye sıkıştırmada kullanıyor.
ABD, eğer darbe yapacaksa bunu AKP ile yapmayacak, ABD, bugünkü koşullarda, eğer Ordu’yu elinden gelir yenebilirse, Ordu’yu bölebilirse, Ordu’nun içinden unsurlar kazanabilirse yapabilecek. Şu anda böyle unsurlar yok, Ordu birlik halinde ve ABD’nin sorunu burada.

ORDUYA İÇ HATLARDAN KUŞATMA

ABD, Türkiye’yi AKP hükümeti aracılığıyla denetim altına alamadı; alamazdı. Ama şunu başardı, Ordu’yu yalnız Kuzey Irak üzerinden, yani dış hatlardan değil, iç hatlardan, hükümet mevzilerinden kuşattı. ABD, AKP iktidarı döneminde kalabalıklara hükmeden bir mafya-tarikat gücü oluşturdu. Dahası polis içindeki tarikatçı cuntayı geliştirdi ve Fethullahçı Gladyo’yu kurdu. Deniz Baykal’ın “AKP’nin Derin Devleti” dediği örgütlenme tamamlandı.

En az bunun kadar önemli: ABD, Türkiye’yi AKP iktidarı döneminde borç batağına sürükledi; Türkiye’nin ekonomik direnme olanaklarını yıprattı.

Türkiye’nin millî güçleri, bu ABD kuşatmasına Cumhuriyet’in yasallığıyla, AKP’yi kapatma davasıyla cevap verdiler ve çemberi yarmak için bir millî harekât başlattılar. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olayı Cumhuriyet Devrimi ile karşıdevrim arasında bir hesaplaşma olarak saptaması, meselenin özüdür. Ya çember yarılacaktır; ya da Cumhuriyet boğulacaktır.
ORDU’YA BÜYÜK TAHRİK

Bu kritik durumda, ABD Ergenekon Operasyonu yoluyla Ordu’ya karşı büyük bir tahrikte bulunuyor. ABD, Türk Ordusu’nun sinirlerini bozmak istiyor. Ordu içinde kargaşalık yaratmak, disiplini bozmak, komuta kademesine güveni sarsmak; Ordu’yu hesapsız hareketlere kışkırtmak, ABD’nin taktik hedefleri olarak gözüküyor. Bunların hepsi AKP sonrası iktidarla ilgili hesaplardır.
AKP SONRASINI PLANLAMAK

Şu an Türkiye bir AKP darbesiyle değil, AKP sonrasının sorunlarıyla yüz yüze gelmiştir. ABD, bu tablodan yararlanarak Türkiye’nin üzerine üzerine gelmektedir.

Hızla derinleşen ekonomik kriz, ABD’ye tehdit olanakları veriyor. Bu kriz, artık Tayyip Erdoğan’ların sorunu değil. Onlar, Türkiye’yi yakmışlardır ve yıkılıp gidiyorlar. “Benden sonra tufan” hesabıyla bıraktıkları sorunlar, Türkiye’nin önüne yığılmaktadır.

AKP kapatılacak! Kapatılmazsa, Türkiye yıkıma gider. ABD bile, AKP’yi kurtarmaktan vazgeçmiştir. En azından bir kesimi… AKP’nin kapatılmasından sonra oluşturulacak yönetimden, AKP değil, millî güçler sorumlu olacaktır. Elbette halk, yeni yönetimin artı ve eksilerini, Atatürk Devrimi güçlerinin ve Ordu’nun hanesine yazacaktır. Bunu herkes biliyor. Bilmeyenler varsa öğrenmelidir. Muhalefet sorumsuzluğundan iktidar sorumluluğu ve yapıcılığına geçmek durumundayız!
Bu koşullarda AKP sonrasındaki zorlukları yenecek başarılı bir hükümet kurmak, Türkiye için bir varlık sorunudur.

Mesele, Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül’lerden kurtulmanın ötesinde, 12 Eylül’den bu yana uygulanan programdan kurtulmak ve Türkiye’yi Atatürk Devrimi temelinde yeniden kurmaktır.
TÜRKİYE ARTIK “DELİĞE SÜPÜRÜLECEK ADAMLAR” LA YÖNETİLEMEZ
Millî bağımsızlık olmadan demokrasi olmaz.

Türkiye, uzaktan kumandalı yönetim döneminden kurtulmak zorunda.

Artık Türkiye, “deliğe süpürülecek adamlar”la yönetilemez. ABD’den dayatılan program ve hükümetlere teslim olmak, Türkiye’nin intihar eylemi olur.

DARBE DEĞİL MİLLÎ HÜKÜMET

Millî güçler, AKP sonrasıyla ilgili olarak, yalnız ABD cephesinin plan ve seçeneklerini konuşuyor. Oysa AKP sonrasını planlamak, milletin meselesidir. Bir çözüm üretmek halka dayanan, halkı seferber edecek bir Millî Hükümet kurmak, günün görevidir.

Öncelikle belirtelim: Türkiye, askerî darbeyle bir yere varamaz. Millet ile Ordu’nun sımsıkı birleşmek zorunda olduğu dönemlerde darbe olmaz.

Önümüzdeki dönemin vazgeçilmezleri vardır:

1. Milletin güçleri, ABD ve AB’den gelen hükümet dayatmalarına karşı birleşip kendi seçeneğini oluşturacaktır. Bu birlik İstiklâl Savaşı değerleri üzerinde olacaktır.

2. AKP’nin iktidar dönemi yolsuzluklarının üzerine gidilecektir. Citibank’ın 3 milyar dolar vergi borcu silinirken alınan rüşvetler, haramzadelerin altına çekilen gemiciklerin kaynakları, örtülü ödeneklerin kullanılması, Fethullah Hoca’ların artık CIA’nın diline düşen 25 milyar dolarlık yağmalarının kaynağı ortaya çıkarılacaktır. Milletvekili dokunulmazlığı zırhıyla korunanlar, yağmanın hesabını verecektir.

3. Millî Hükümet bir Millî Direnme Ekonomisi inşa ederek kriz döneminin sorunlarını çözecek ve halkın geçimini ve refahını sağlayacaktır. İşçi Partisi’nin ürettiği program tartışılmalıdır.
4.Büyük kışkırtmalarla karşı karşıya olan Türk Ordusu sinirlerine hakim olacak ve disiplinini koruyacaktır. Ordumuzun bu birikimi vardır; güveniyoruz.

5.Milletimiz Ordusu’na sahip çıkacaktır. Millete de güveniyoruz.

Türkiye, bu zorluklardan Atatürk Devrimi rotasına girerek çıkacaktır.

İşçi Partisi, milletinin hizmetindedir; milletin güçlerinin birleştirilmesi ve bir Millî Hükümet seçeneğinin yaratılması için yapıcı tutumuyla örnek olacaktır. Her türlü zorluğu ve sorumluluğu omuzlamaya hazırız ve Türkiye’nin önünün açıldığı bir sürece girdiğimizi görüyoruz.

İşçi Partisi